Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yaklaştıkça ekonomik büyüme ve enflasyon performansının siyasete izdüşümü giderek ön plana çıkacaktır. Türkiye’de seçimlerin 2027 sonbaharında yapılacağına dair genel bir görüş birliği mevcut. İktidar da böyle düşünüyorsa 2027 makroekonomik dengeler bakımından sonuçları göz ardı edip ekonomide gaza basılan yıl olacak demektir. Dolayısıyla 2026 enflasyonla mücadelede sıkı para ve maliye politikalarının gerektiğinde daha da sertleştirileceği son yıl.
Son iki yılın kısa öyküsü
Bu noktada kritik soru ekonomik büyümeden ne kadar taviz verilebileceği. Daha doğrusu Cumhurbaşkanlığının ekonomik durgunluğu (Türkiye özelinde yüzde 2 civarında bir büyüme durgunluk sayılır) dezenflasyonun devamı için göz ardı edip etmeyeceği. Ekonomi yönetiminin başa geçtiği, TCMB’nin yönetiminde ve politikasında da köklü bir değişimin gerçekleştiği günden beri büyüme-enflasyon ikilemi hep gündemdeydi. Büyüme 2024 yılında ve 2025’in ilk 3 çeyreğinde yüzde 3,5 civarında gerçekleşti. Yüksek enflasyonla mücadele koşullarında oldukça yüksek ama en azından siyasal iktidar için kabul edilebilir bir büyümeydi. Buna karşılık iç talebe, özellikle özel tüketime dayandığından bu büyüme TCMB’yi hep rahatsız etti. Gerçi dezenflasyon sürecinde 19 Mart sürecinin neden olduğu geçici şok hariç bir aksama olmadı ama dezenflasyon TCMB’nin öngördüğünden çok daha yavaş gerçekleşti. Düşen enflasyon politika faizinin her PPK toplantısında düşürülmesine izin verdiğinden, ekonomik büyüme de durgunluk sınırının üzerinde seyrettiğinden TCMB’nin eli rahat bırakıldıı.
2026’da ekonomik büyüme
Bu son iki yılın kısa öyküsü. Tahminler ve kritik göstergelerin yakın geçmişteki seyri 2026’nın farklı olabileceğini söylüyor. Önce ekonomik büyümeye bir göz atalım. Bugün yayınlanan 2025 4. çeyrek büyüme tahmininde Betam oldukça kötümser bir tablo ortaya koydu. Betam son üç ayda 2024’ün son üç ayına kıyasla yıllık ekonomik büyümeyi – yüzde 0,6 tahmin ediyor. Büyümede Betam’ın nokta atış tahminleri çoğu zaman gerçekleşmeden farklı olabiliyor ama genelde gidişatın yönünün tahmini doğru çıkıyor. Bu kez yön ekonomide ciddi bir yavaşlamaya işaret ediyor.
Bu kötümser tahminin kaynaklarına bakıldığında aslında büyümeyi oluşturan arz ve talep unsurlarının bir kısmının negatif diğer kısmının pozitif yönde hareket ettiği görülüyor. Büyümeyi aşağıya çeken sanayi üretimi ve net ihracat. Buna karşılık Tüketici göstergeleri pozitif yönde. Bahçeşehir Üniversitesi Finansal Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin (BFRC) yılsonu vesilesiyle yayınladığı eğilim istatistiklerinde “yıllıklandırılmış” tüketici kredilerinin yüzde 40’lardan 60’lara yükseldiği görülüyor. Yani reel olarak ciddi bir artış söz konusu. Oysa ticaret kredilerde yıllık artış yüzde 20 seviyesinde. B olumsuzluğu sanayi üretiminde bariz düşüş eğilimi de destekliyor. Hizmetlerde ve perakende satış hacminde ise eğilim durağan. 2026’da ekonomik büyümeyi etkileyecek bir diğer unsur da devlet harcamaları. Son aylarda maliye politikasının sıkılaşmaya başladığı açıkça görülüyor. Cari harcamalarda tasarruf yapıldığı söylenemez ama kamu yatırımları kısılıyor vergiler arttırılıyor. Bütçe faiz ödemeleri dışında fazla vermeye başladı. Dezenflasyonun hızlanması için IMF’in tavsiye ettiği TCMB’nin de umduğu gibi maliye politikasının 2026’da daha da sıkılaştırılması gerekecek. Böyle bir sıkılaştırma ekonomik büyümeyi de kuşkusuz aşağıya çekecektir.
Dezenflasyonun bedeli yükseldi
Tüm bu negatif ve pozitif tahmin ve göstergeler ışığında 2026’da ekonomik büyümede yavaşlamanın yaşanacağı kesin gibi duruyor. Ancak yavaşlamanın boyutunu kestirmek hiç kolay değil. Yılı yüzde 31 artışla kapatan TÜFE’nin bu yılsonunda hiç olmazsa yüzde 20 civarına indirilebilmesi için TCMB’nin faiz indirimlerine son vermese de frene basması aynı zamanda tüketici kredilerinde sert kısıcı tedbirler alması şart, Bu politikalar dezenflasyonun hızı üzerinde etkili olan beklentiler ile hedeflenen enflasyon arasındaki farkın önemli ölçüde azalması için de gerekiyor. Reel sektör yani firma yöneticilerinin 12 ay sonrası enflasyon beklentisi dezenflasyon ile birlikte azaldı ama beklenti Aralık ayında hala yüzde 34,8 gibi çok yüksek bir düzeydeydi. Sonuçta, enflasyonla mücadeleyi önceleyip son iki yılda tutmayan hedefler sonucu kaybedilen zamanı da kısmen telafi etmek için enflasyonu hiç olmaz ise yüzde 20 civarına indirmede kararlılık gösterildiğinde büyümenin 2026’da yüzde 3’ün hatta yüzde 2’nin altına düşmesi yüksek ihtimal.
Maddi yoksunlukta ve bazı yaşam koşullarında vahim durumlar
Ekonomik büyüme dolayısıyla kişi başı gelir artışı maddi ve sosyal yoksunluk üzerinde güçlü bir etkiye sahip. Ancak büyüyen gelir pastasının dağılımında var olan eşitsizliğin daha fazla bozulmaması kaydıyla. Son üç yılda bu koşullar yerine gelmiş gibi duruyor. Ancak unutmamak gerekir ki 86 milyonluk Türkiye’de 10 milyon küsur fert (yaklaşık 3 milyon hane) pek çok temel ihtiyacı karşılayamaz durumda.
Özellikle bazı maddi olanaklardan yoksunluk çok büyük boyutlarda. Sentetik bir gösterge olan yüzde 11,9 düşük bir oran değil ama bazı mali olanaksızlıklardan mustarip hane sayısı çok yüksek. Örneğin, fertlerin %50,5’i evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, %25,1’i beklenmedik harcamaları, %19,6’sı evin ısınma ihtiyacını ekonomik olarak karşılayamıyor. Öte yandan Gelir ve Yaşam Koşulları anketinde Maddi ve Sosyal Yoksunluk tanımına girmeyen bir dizi yaşam kalitesiyle ilgili bir dizi koşul da yer alıyor.
Bunlardan dikkatimi çeken ikisini paylaşarak yazıyı noktalayalım. Ankette hanelere “suç ve şiddet olayları ile yoğun bir şekilde karşılaşıp karşılaşmadıkları” soruluyor: Bu soruya olumlu yanıt verenlerin oranı 2024’te yüzde 10,3 iken 2025’te 11,7’ye yükselmiş. Hanelere “trafik veya endüstrinin neden olduğu kirlilik veya çevresel sorunlardan mustarip olup olmadıkları” sorulduğunda ise 2024’te yüzde 21,7Si 2025’te yüzde 22,1’i evet yanıtını vermiş. Gördüğünüz gibi hem oranlar yüksek hem artıştalar.
