İSTANBUL-NURULLAH SARI(YSM) - Trump yönetiminin Nicolás Maduro’yu Venezuela devlet başkanlığından uzaklaştırması, ABD'ye eski bir düşmanı üzerinde yeni bir kaldıraç sağladı: Küba.
Küba, petrolünün büyük bölümünü ithalatla karşılıyor. Nisan 1960’tan bu yana, büyük ölçüde sosyalizmin bir simgesi ve ABD'nin karşısında bir diken olma konumu sayesinde, bu hayati emtiayı takas yoluyla temin edebildi. Ancak Trump yönetimi, Venezuela’dan Küba’ya yapılan petrol sevkiyatlarını engelledi ve Küba’nın diğer iki ana tedarikçisi olan Meksika ve Rusya’ya da sevkiyatları azaltmaları için baskı yaptı.
Küba'nın petrolü azaldı
Çoğu değerlendirmeye göre Küba’nın elinde iki aydan az ithal petrol bulunuyor. Elektrik kesintileri halihazırda yaygın, ülke ekonomisi daralıyor ve Küba’nın övünülen güvenlik aygıtının baskısına rağmen sokak protestoları patlak verdi. Yakın gelecek daha da kötü görünüyor.
Ancak Küba’nın mahkum olduğu sonucuna varmadan önce şunu hatırlayın: Ülke daha önce de birçok kez son derece kötü durumdaydı.
O dönemlerin birinde ben oradaydım. Yıl 1989’du, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından aylar önce. Newsday muhabiri olarak Mihail Gorbaçov’un ziyaretini izlemek üzere Havana’ya uçtum. Gorbaçov, Sovyetler Birliği’nin son lideri olacaktı. Küba’ya, Küba’nın kendi “Maksimo Lider”i Fidel Castro’ya, Sovyet desteğinin yakında sona ereceğini anlatmak için gelmişti. O dönemde Sovyetler Birliği, tıpkı bu ay Maduro’nun yakalanmasına kadar Venezuela’nın olduğu gibi, Küba’nın başlıca hamisi ve petrol tedarikçisiydi.
Eylül 1991’de, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği’nin Küba’dan 11 bin askeri çekeceğini açıkladığı sırada Moskova’daydım. Birkaç ay sonra Sovyetler Birliği’nin kendisi de varlığını yitirdi. Sovyet desteği olmadan Küba ekonomisi çözülmenin eşiğinde görünüyordu.
Sonrasında olanlar hoş değildi. Takip eden aylar ve nihayetinde on yıllar boyunca birçok Kübalı acı çekti ve yüz binlerce insan ülkeden kaçtı, ancak Küba hükümeti ayakta kalmayı başardı.
Bugün Küba’nın içinde bulunduğu durumu değerlendirirken bunu akılda tutmak gerekir. Ülke kuşkusuz ciddi bir sıkıntı içinde. Ancak Mark Twain’i anımsatacak olursak, Küba’nın sonunun geldiğine dair haberlerin bir kez daha fazlasıyla abartılı olması mümkün.
On yılların yalnızlığı
Artık bir finans köşe yazarıyım ve Küba’nın jeopolitiğini değerlendirmek rutinimin bir parçası değil. Açık konuşmak gerekirse Küba, küresel ekonomi ve piyasalar açısından neredeyse hiç önem taşımıyor. Bir petrol krizinin ada ülkesini yeniden radarımıza sokması şaşırtıcı.
Küba’nın ticari izolasyonunun nasıl ortaya çıktığı karmaşık bir tarihsel mesele. Amerika Birleşik Devletleri, 1959’daki devrimden bu yana Küba’nın finansal yalnızlığının dayatılmasında önemli bir rol oynadı. Eisenhower yönetimi ilk ticari ve mali kısıtlamaları getirdi; Başkan John F. Kennedy ise 1962’deki Küba füze krizi sırasında bunları sert biçimde artırdı. Kısıtlamalar zaman zaman gevşedi ve sıkılaştı; Obama yönetimi döneminde önemli ölçüde yumuşatıldı. Ancak ABD, bir biçimde bu önlemleri sürdürerek Küba’nın dünya piyasalarında neredeyse bir faktör olmamasını sağladı.
ABD tarafından çevrelenmiş ve uzun dönemler boyunca ateşli biçimde anti-kapitalist olan Küba, alışılmadık yerlerden yardıma ihtiyaç duydu.
Sol siyaset içinde ve ABD kıyılarından yalnızca 90 mil uzakta olan Küba her zaman ağırlığının çok üzerinde bir etki yarattı. Küba’nın doktorları ve hemşireleri, askerleri, casusları ve güvenlik uzmanları birçok ülkede geçici olarak görev yaptı. 1960’lardan bu yana yalnızca eski Sovyet bloğu ülkelerinin değil, Nikaragua, Bolivya, Şili, Angola, Cezayir, Çin ve elbette Venezuela dahil olmak üzere çeşitli ülkelerdeki sol grupların ve hükümetlerin de müttefiki oldu.
Küba bir dönem şekerini, dostluk fiyatlarıyla, eski Sovyet bloğu ülkeleriyle petrol ve teknoloji karşılığında takas etti. Komünizm bu ülkelerin çoğunda silinip gitmiş olsa da, Sovyetler Birliği’nin başlıca halefi olan Rusya, Vladimir Putin yönetiminde küresel ölçekte gücünü sergiliyor ve Küba ile yakın ilişkilerini sürdürüyor. Venezuela’da ise Küba istihbarat ve askeri servisleri, 2019’daki darbe girişimini Maduro’ya haber vererek ve onu bastırmasına yardımcı olarak iktidarda kalmasını sağladı.
Petrol diplomasisiTüm bunlar Küba’nın hayati kaynaklara, en kritik olarak da petrole erişimini sağladı.
Kübalı enerji uzmanı Jorge Piñon, “Bir biçimde ya da başka bir biçimde Küba her zaman petrolü takas yoluyla elde etti” ifadelerini kullandı.
Son altı aya kadar Venezuela, Küba’nın başlıca petrol kaynağıydı; Rusya, Meksika ve diğer ülkeler de ek tedarik sağlıyordu.
Geçen yıl Meksika’nın rolü giderek önem kazandı; zira yaptırımlar ve yaşlanan altyapı nedeniyle Venezuela’nın petrol üretimi ve ihracatı azalırken, Ukrayna savaşı sırasında uygulanan yaptırımlar Rus petrolü sevkiyatlarını düşürdü.
Kısıtlı petrolü taşıyan gemiler yakalanmamak için kaçamak yöntemler kullandığından, “hayalet filo” gemileri standart istatistiklerde her zaman yer almadığı için, bölgedeki petrol sevkiyatlarına dair eksiksiz ve güvenilir veriler bulunmuyor. Bazı raporlar, geçen yılın bir döneminde Meksika’nın Küba’nın en büyük petrol tedarikçisi haline geldiğini ileri sürdü. Ancak gördüğüm verilerin çoğu konusunda emin değilim.
Şu kadarı açık görünüyor: Piñon, geçen yılın son üç ayında Meksika’dan Küba’ya petrol sevkiyatlarında sert bir düşüş yaşandığını bildiriyor. Bu düşüş, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun eylül başında Meksiko’ya yaptığı ziyaretin hemen ardından başladı.
Yüksek tarifeler ihtimali ve ABD’nin Meksika topraklarında uyuşturucu kartellerine karşı doğrudan müdahale tehdidiyle karşı karşıya kalan Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, Trump yönetiminden yoğun baskı gördü. Meksika’nın egemenliğini ve bağımsızlığını koruma taahhüdünü vurgularken, ABD’ye peş peşe tavizler verdi.
Meksika, Küba ile petrol ticaretini, ülkeler arasındaki uzun süreli dostluğa dayanan ve ağır borç yükü altındaki devlet petrol şirketi Pemex’in Gasolinas Bienestar iştiraki aracılığıyla sağlanan “insani yardım” olarak nitelendiriyor. Piñon’a göre Liberya bayraklı Ocean Mariner adlı tanker, bu ayın başlarında Havana’da 85 bin varil petrol boşalttı. Sheinbaum da Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında yeni sevkiyatların olacağını söyledi. Ayrıca gelecekte Küba ile ABD arasında yapılabilecek müzakerelerde arabulucu olmayı teklif etti.
Mevcut düşük hacimlerle yalnızca Meksika’dan gelen petrol sevkiyatları, Küba ekonomisini ayakta tutmaya yetmeyecek. ABD Başkanı Donald Trump ile Küba Devlet Başkanı ve Komünist Partinin birinci sekreteri Miguel Díaz-Canel arasında nasıl bir uzlaşma zemini oluşabileceği ancak hayal edilebilir.
Bu hikayenin sonu henüz görünmüyor. Ancak petrol, piyasalar ve güç siyaseti etrafında dönen ve bu yarımküreye odaklanan uzun soluklu bir öyküde yeni bir tarihsel aşamaya girmiş bulunuyoruz.
YSM HABER MERKEZİ