Soğuk savaş yeniden başlıyor! “Hasım” belli; Rusya ve Çin.

Soğuk savaş yeniden başlıyor! “Hasım” belli; Rusya ve Çin.

Madrid’de yapılan NATO zirvesinde de G-7 toplantısından çıkan hedefelere yönelik yeni kararlar alındı.

NATO aslında uzun süredir küresel ısınmayı, ekonomik dengesizliklerin oluştuduğu sosyal sıkıntıları “tehdit” kapsamına almıştı. Son NATO zirvesinde ise Çin resmen “hasım” ilan edilmişti. Madrid zirvesinde bu “husumetin” bir adım daha ileri götürülmesi söz konusu.

Nitekim bunun işaretleri de Madrid’e davet edilen NATO dışı ülke ülkelerin liderlerine bakarak yorumlamak mümkün; Çin “tehdidini karşılık” için ise NATO’nun işbirliği yapacağı ülkeler Japonya, Güney Kore, Yeni Zelanda ve Avustralya’nın liderleri de Madrid zirvesinde hazır bulunacaklar.

Ancak bu önlemlerin “soğuk savaş dönemini” hatırlattığını da söylemek mümkün. NATO zirvesinde alınan kararlar sonunda izlenecek uygulama bu “hasımla” siyasi ve askeri mücadelenin taslak planını ortaya çıkarmak!...

NATO’nun yeni stratejik yapılanmasına ilişkin bildiride iklim krizinden, küresel teröre varan yeni tehditler kadar, bunlarla başa çıkmak için NATO’nun alabileceği önlemler de sıralanıyor.

Madrid’deki NATO zirvesinin amacı, ikinci Dünya Savaşı sonrası düzene göre kurulmuş olan askeri ittifakı yeni döneme hazırlamaktı, bu yapıldı.

Ancak bu önlemlerin “soğuk savaş dönemini” hatırlattığını da söylemek mümkün. NATO zirvesinde alınan kararlar sonunda izlenecek uygulama bu “hasımla” siyasi ve askeri mücadelenin taslak planını ortaya çıkarmak.“Hasım” belli; Rusya ve Çin.

Rusya, Ukrayna’da girdiği sonu belirsiz savaş ve Batı yaptırımları nedeniyle ekonomik olarak çökmenin eşiğine gelmiş durumda. Bloomberg yabancı yatırımcıların raporlarına dayanarak Moskova’nın dış borçlarını ödeyemez duruma geldiğini haberleştirdi.

Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin’in “Rus İmparatorluğunu yeniden kurmak” hayalleriyle çıktığı Ukrayna macerasında, ülkenin tümünü işgal etmesinin de mümkün olamayacağı anlaşıldı. Rusya artık ekonomik ve askeri olarak zayıflamış, sadece elinde nükleer silah olması nedeniyle kendisinden endişe duyulan bir ülke konumunda. 

NATO zirvesinde en dikkat çekici unsur bu; Ukrayna savaşı ile Avrupa’daki barış ve istikrar dönemi son buldu. Artık tehdit ve çatışma, doğrudan Avrupa’nın içinde, Avrupa’yı tehdit ediyor. NATO ayrıca 10 ila 30 gün içinde müdahale gücüne ek 200 bin asker, en geç 180 güne kadar ise ek 500 bin askeri hazır edecek şekilde bir askeri yapılanmaya gidiyor. Tıpkı soğuk savaş dönemindeki gibi.

Madrid’den çıkan bir başka “soğuk savaş dönemi” uygulaması ise, uzun zamandır terkedilmiş olan Doğu Avrupa ülkelerinde askeri ve lojistik malzeme depolaması olacak. Bu çerçevede NATO 5. Kolordu karargâhı Polonya’da bulunacak. Romanya’ya 5 bin kişilik bir harekât gücü konuşlandırılacak.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Rusya “tehdit” olmaktan çıkmış, hatta işi NATO ile “stratejik ortak” sıfatıyla istişarelere kadar vardırmıştı. Sovyet sisteminin Avrupa kıtasında yer alan pek çok ülkesi de bizzat NATO’ya üye olmuştu. Ancak dünya, ABD’nin liderliğinde “tek kutuplu küresel sistemi” çok uzun yaşamadı. Çin’in yükselişi ve Rus Lider Putin’in ülkesini yeniden “imparatorluğa dönüştürme” hayalleri NATO’nun da yıllardır Avrupa’dan çekmekte olduğu askeri gücü geri döndürmesinin önünü açtı.

Madrid’deki NATO zirvesinde en dikkat çekici unsur bu; Soğuk savaş yeniden başlıyor! “Hasım” belli; Rusya ve Çin.

Ege gösterip, Kıbrıs’tan vurmak…

Bugüne kadar Ege sorunları konusunda tarafsız bir çizgi izlemeye gayret eden, hatta zaman zaman Ankara-Atina arasında sıcak çatışma eşiğine gelen gerilimlerde arabuluculuk bile yapan iki ülke, ABD ve Almanya’da ilk kez Yunan tezlerine daha yakın duran bir tavır benimsediler.

Yeni konsept çerçevesinde ABD’nin Avrupa’da konuşlandıracağı askeri güç ve gereç sayısı da artıyor. ABD’nin Yunanistan’ın Dedeağaç limanı üzerinden Balkanlar’a, oradan da Doğu Avrupa’ya yaptığı yoğun asker ve silah sevkiyatını bu açıdan okumak gerekiyor. Yeni soğuk savaş döneminde Yunanistan’ın bu sevkiyat imkânı nedeniyle hem ABD, hem de tüm NATO nezdindeki önemi artmakta. Yunanistan Başbakanı Mitçotakis’in Amerikan Kongresi’nde konuşturulması, Beyaz Saray’da ağırlanması boşuna değil elbette.

Ayrıca İspanya’daki ABD savaş gemilerinin sayısı 4’ten 6’ya çıkarılıyor, F-35 savaş uçaklarından oluşan iki uçak filosu İngiltere’ye yerleştiriliyor. Almanya ve İtalya’ya yönelik NATO hava savunma şemsiyesi de güçlendiriliyor.

Hemen hemen tüm NATO ülkelerinin savunmaları güçlendirilirken, Türkiye ise AK Parti hükümetinin ortaya attığı “veto macerası” ile uğraştı durdu bu süreç boyunca.

Oysa NATO içinde hava savunma sistemi konusunda en çok desteğe ihtiyaç duyan ülkelerden biri Türkiye; Rusya’dan alınan- ve kullanılamayan- S-400’ler nedeniyle hava savunma sistemindeki füzelerle korunmaya ilişkin açık sürüyor. Bunun üzerine bir de Türkiye’nin F-35 projesinden atılması gelince, elde sadece giderek eskiyen F-16 savaş uçakları kaldı.

Biden yönetiminin Türkiye’nin yeni F-16 savaş uçağı alımı ve eskilerin de modernizasyonu talebine sıcak yaklaşmasının nedeni bu;

Türkiye’nin hava savunması çökerse, üyesi olduğu NATO’nun güneydoğu kanadındaki hava savunması da zaafiyete uğrar. Washington konuya böyle yaklaşıyor.

NATO’nun genişlemesi

İsveç ve Finlandiya bu memorandumla ne FETÖ’yü, ne de Suriye’deki PYD-YPG’yi “terör örgütü” olarak tanımıyor. Nitekim hem İsveç, hem de Finlandiya’dan yapılan resmi açıklamalarda ve Türkiye’deki hükümet yanlısı kalemlerin iddialarının aksine durumun böyle olduğu açık seçik ifade edildi.

Ancak İsveç ve Finlandiya ile olan memorandumu gerçek bir terörle mücadele belgesi haline getirmek için hala geç değil. Çünkü Türkiye’nin Madrid zirvesinde bu iki ülkenin üyeliği için yaktığı yeşil ışık sadece sürecin başlangıcına ilişkin.

Türkiye’nin NATO nezdindeki daimi temsilcisi olarak görev yapmış emekli Büyükelçi Fatih Ceylan’a göre, İsveç ve Finlandiya’nın üyelik süreci boyunca Türkiye’nin yeniden terörle mücadeleye ilişkin taleplerini hatırlatabileceği başka “kaldıraçlar” da var. Büyükelçi Ceylan özellikle iki ülkenin üyelik katılım belgelerinin de NATO üyelerinin onayına ihtiyaç duyacağını belirterek, “üçlü memorandumu bu katılım belgelerine resmen sokmanın gerekli olduğunu” vurguladı.

Böylece İsveç ve Finlandiya NATO’ya tam üye olduktan sonra bile o üçlü memorandumda yer alan terörle mücadele taahhütleri yürürlükte kalmaya devam edebilir. Yine NATO üyesi ülkelerin milli parlamentolarının genişleme kararını onaylamaları süreci de Helsinki ve Stockholm’ü sıkıştırmak için kullanılabilir. Tabi tüm bunları yapabilmek için hem yoğun bir diplomatik, hem de siyasi çaba şart.

Ancak şu an için çok da geçerliliği olmayan üçlü memorandumu “zafer” gibi lanse eden AK Parti hükümeti siyasi olarak işin peşine düşer mi?

AK Parti hükümeti NATO’da İsveç ve Finlandiya üzerinden Batı’yla çarpışırken, Rum-Yunan ikilisi kendi tezlerini yayarak, dayatarak, Ankara’yı zor durumda bırakmaya çalışıyor.

Dış politikada hiç olmadığı kadar zor bir dönem var önümüzde…

İşte asıl mesele burada…

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.